TİYANŞAN

Ükücülüğü ve Ülküdaşlığı Tatmak İçin...
 
Anasayfa::.ANASAYFA.::SSSAramaKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yapBAŞBUĞ

Paylaş | 
 

 17. BÖLÜM

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Gökberk TİYANŞAN
REİS
REİS
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 606
Yaş : 33
NERDEN : İstanbul
KİŞİSEL MESAJ : Konu Ekleyen Ülküdaşlarımıza Teşekkür Etmeyi Unutmayın..!
Kayıt tarihi : 31/07/08

MesajKonu: 17. BÖLÜM   C.tesi Ara. 13, 2008 5:49 pm

AKYOL- Türkiye'de devlel ve rejim güvenliğinin sağlanması konusunda teşhiste bile görüş farkları vardır. Bazılarına göre mesele, "iki tarafın kavgası"dır. Bazılarına göre bütün mesuliyet "faşizm" dedikleri neyse ona aittir. Sizin görüşleriniz bunlardan farklıdır. Biraz açıklama yapar mısınız.
TÜRKEŞ - Bu konuda yaptığım açıklama o kadar çoktur ki, olaylar karşısındaki tavrımız ve görüşlerimiz açıkça ortadadır. Türkiye'ye ve demokrasiye yönelen esas tehdit, aşırı sol ve bölücülükten gelmektedir. Aşırı solun teorisinde "kanlı sınıf savaşı" vardır.
Sot ve komünist propagandasının gençliğe teklif ettiği "mif'ier, Mao, Che Guevera, Ho Si Minh gibi silahlı terör metodunun sembolleridir. Sol neşriyatın propaganda rejimleri, propaganda broşür ve bildirileri, sanki Türkiye bir genel ayaklanma ortamındaymıs gibi, gerillacılık, eşkiyacılık telkin eden silahlı fanatiklerle doludur. Komünizm, bölücülük akımlarıyla bütünleşerek daha geniş tabanlara dayanmak için, her türlü bölücü propaganda ve akımlarla, içerde ve dışarda işbirliği halindedir. Teşhis budur, gerçek budur.
Hareket noktamız bu olmazsa, alınacak tedbirlerde hataya düşülür, atıl ve beceriksiz kalınır.
Sol ve soldan korkan veya etkilenen bir çok kimse, silahlı terör hareketlerinde Milliyetçi gençliği de bir taraf olarak göstermeye çalışıyorlar. Milliyetçi gençliğin MHP'yi benimsediği de bir gerçektir.
Böyle bir mantık silsilesi, MHP'yi anarşi unsuru olarak göstermeye çalışıyor. Bu büyük gaflettir.
Diyarbakır olaylarını bitiyorsunuz. Kürk bayrağına yönelen bu kanunsuzluk, sol tarafından şahsıma bağlandı. "Halkın tepkisi" denildi.
Ama gözlerden kaçıyor ki, Başbakan bile, Diyarbakır'a giderken, bir avuç komünist ve bölücü zorbanın tehditleri karşısında güzergah değiştirdi, değiştirmek zorunda kaldı. Bir tarafta bir avuç zorba, öbür tarafta hükümet, devlet...
Başka bir Başbakan, bir fakültenin açılış törenininde konuşturulmamış, "biz Türk değiliz" naralarıyla hareketlere maruz kalmış ve ağlayarak kürsüden inmiştir. Bütün bunlar Türkiye'de oluyor...
Bu Başbakanlar da mı "faşist" ti, komünistlerin tabiriyle onlar da mı "komando" kurmuşlardı?
Görülüyor ki, saldırı ve tehdit, komünist olmayan, vatan bütünlüğünü savunan herkesi ve her müesseseye karşıdır. Bu konuda bize saldırıların yoğunlaşması, teşkilat binalarımızın dinamitlenmesi,- sadece bir gerçeği gösterir. Bu anarşik olayların, terörürün bir "tarafı değiliz; devlet bağımsızlığı, vatan bütünlüğü ve demokrasi ilkelerini en şuurlu, karartı ve titiz olarak savunduğumuz
için, devlet, vatan ve rejim düşmanları bizi baş hedef seçmişlerdir.
Hemen belirteyim ki, saldırılar fiili olduğu gibi yalan ve çirkin iftiralarla da yürütülmektedir. Önemle .belirtmek isterim ki, biz bütün Türk vatandaşlarını, aynı devletin. aynı milletin insanları ve aynı vatanın çocukları olarak ayrılmaz bir bütün, tek vücut bir *millet" olarak görüyoruz, insanı, Allah'ın en yüce mahluku ve kutsal bir emaneti olarak telakki ediyoruz. Vatanın ve insanlarımızın Doğulusu ve Batılısı da bölünmez bir bütündür ve nazarımızda aynı saygıya, aynı sevgiye ve aynı hizmete layıktır.
Bize gösterilen iğrenç düşmanlığın asıl sebebi bu görüşümüzdür. Eğer biz vatandaşlarımızı ayırsaydık Türk vatanını ayrı parçalar halinde görseydik bize düşman olmazlardı.
İğrenç iftiraları dikkate alarak açıklıyorum. Bizim Doğu'ya ve Doğulu vatandaşa bakışımız, tamamen saygı, şefkat ve hizmet bakışıdır. İktidarımız Doğuya kin ve nifak değil, sevgi ve şefkat götürecektir. Kanlı macera tahrikleri değil, en etkili kalkınma ve devlet hizmetlerini götürecektir. Bütün vatandaşlarımıza karşı, hiç bir ayırım yapmadan, içimiz sevgi ve şefkatle doludur. Onları horlanmadan, fakirlikten kurtarıp, hür bir devletin refahlı vatandaşları olarak görmek amacımızdır.
AKYOL- Efendim, İçişleri Bakanlığına bağlı Emniyet Genel Müdürlüğünün hazırladığı bir "gizli rapor" basına intikal ettirilmiştir. Bu raporda ülkücülerin silahlandığı belirtilmektedir, bu konuda görüşlerinizi lütfeder misiniz?
TÜRKEŞ- Sorunuzda, üzerinde dikkatle durulacak bir kaç nokta var. Evvela bu raporun basına intikal ettirilmesi... Anlaşılıyor ki, rapor siyasi etkilerle hazırlanmıştır. Bir devlet ve güvenlik meselesi olarak, objektif ve tarafsızlık ölçüleriyle bir hizmet olarak hazırlansaydı, bu intikal Önlenirdi. Anlaşılıyor ki, milliyetçi gençliği anarşist olarak göstermek isteyen, böylece devletin ve kamu oyunun dikkatlerini iki grup üzerinde toparlayarak kendilerinin muhtaç olduğu bir siyasi dengeyi kurmak ve yine muhtaç oldukları meşruiyyet meselesini dikkatten kaçırmak için hazırlanmış bir siyasi rapordur. Önce hazırlatılmış, sonra da propaganda amacıyla intikal ettirilmiştir.
Bundan sonra bu konuda bizim tutumumuzu izah edeyim.
Ülkümüz yolunda siyasi mücadeleye girdiğimden beri, demokrasiyi savundum. En kötü demokrasinin bile diktatörlüklerden iyi olduğunu açıkladım. Bütün konuşmalarımda demokrasiyi ve hukukun üstünlüğünü savundum. Sadece komünizme değil, faşizm gibi bütün totaliter ideolojileri tasvip etmediğimizi belki binlerce defa belirttim Bu sözlerim, bir parti genel başkanı olarak, aynı zamanda bir "politika tesbiti" ve taraftarlarımıza verilmiş bir direktiftir; bir fikir oluşturmak faaliyetidir. Bir partinin totaliter olması için, direktiflerinin, "politika tesbiti"nin ve "fikir oluşturma" faaliyetinin demokrasiyi savunması, hür düşünceyi ve hukuka bağlılığı hiç olmazsa taraftarlarına telkin etmemesi gerekir. Halbuki biz, daima hür düşünceyi, hukukun üstünlüğünü savunduk ve işledik.
Basın toplantısında da belirttiğim gibi, hiç bir MHP'li siyasi suçlardan, anarşik fiillerden hüküm giymemiştir.
Halbuki, örneklerini keza basın toplantısında açıkladığım gibi, bünyesinde hem de idaresi olarak siyasi suçluları ve anarşistleri barındıranlar bizi suçlamaya çalışıyorlar. Kendi parti kongrelerini basan, birbirlerini "silahlı baskınctlıkla suçlayanlar, kendi bünyelerini, ortaya koymuş olmuyorlar mı?
Partimize karşı saldırı ve tahriklerin yoğunlaşması üzerine, hem parti kademelerine hem Parti Gençlik kollarına gönderdiğimiz çeşitli genel merkez tamimlerinde, hukuka bağlılık, olaylara karşı dikkatli olmak ve tahriklere kapılmamak fikri kesin bir direktif olarak işlenmiştir. Bir çok ilçelerimiz dinamitlendiği halde, partililerimizin hiç bir mukabeleye kalkışmamış olmalarının sebebi, aldığımız bu tedbirler ve verdiğimiz direktiflerdir.
Eğer biz, hasımlarımızın iftira ettikleri gibi kavgacı, anarşik ortam heveslisi bir parti olsaydık, bu tedbirleri almazdık, olaylar kendiliğinden tırmanırdı. Halbuki biz sadece olayların önlenmesini değil, Türkiye'de artık çığırından çıkan siyasi gerginliğin, siyasi tansiyonun bile düşürülmesini istiyoruz.
Ülkü Ocaklarına gelince... Bu kuruluşlar, kanunen dernektirler, siyaset yapamazlar. Yani bir siyasi partinin göstereceği iktidar faaliyetinde bulunamazlar, bir siyasi partiye bağlanamazlar. Onlarla aramızda organik bir bağ yoktur.
Ülkücü kuruluşlar Türk Milliyetçiliğini ve rejimi İsrarla savundukları için, aramızda görüş birliği mevcuttur.
Bu görüş birliğini de dikkate alarak, sadece onları değil, bütün gençleri sık sık ikaz etmişimdir. Kırıkkale ilçe kongresindeki konuşmamda da belirttiğim gibi, tahrikçi unsurlar, Türk gençliğini birbirine vurdurmak için tuzaklar kuruyorlar Biz sık sık bu tahriklere dikkat çekerek, bütün gençlerimizi soğukkanlı olmaya, silah yerine fikre, kaba kuvvet yerine gönül kazanmaya teşvik etmişimdir. Son kitabımın adının "gönül seferberliği" olması, tesadüf değildir.
Hem hükümetteki görevim hem de siyasi sıfatım bakımından açıklamakta fayda görüyorum ki, terörün ve anarşinin her çeşidine kesinlikle karşıyız. Kanun hakimiyetine kesinlikle bağlıyız.
Bir takım karanlık unsurlar, milliyetçi gençleri maceraya itmeye, onları böylece hem kamu oyunda küçültmeye hem kanun nazarında zor duruma sokmaya çalışıyorlar. Bu tahriklere karşı bütün gençlerin ve vatandaşlarımızın dikkatini çekerim.
Bu arada ilgi çekici bir oiayada temas etmek isterim.
İstanbul'da Ahmet Ağaoğlu'nu öldürmekten sanık bulunanlar yakalanıyor.
Bunlar MHP'Iİ olduklarını söylemişler. Araştırdık, bizde kayıtları yok ve durumu kamuoyuna bildirdik. Bizde kayıtları bulunsaydı, kesinlikle ihraç edecek ve camiamızdan uzaklaştıracaktık. Artık mesele adliyeye intikal etmiştir.
İlgi çeken durum şu... Sanıklar MHP'li olduklarını söylüyorlarmış.
Ortada bir olay, bir suç var. Tahkikata devam ediyoruz. Henüz hazırlık tahkikatı safhasında, yani tahkikat tümüyle gizli... Şu anda kamuoyuna "suçlu" olarak gösterilen sanıklar, hiç bir kayıtları olmadığı halde, "MHP'li olduklarını" propaganda etmek lüzumunu neden hissediyorlar. Ve bir Emniyet Genel Müdürü, neden tekrar tekrar bu sanıkların MHP'li olduklarını söylediklerini reklam etmek gereğini duyuyor. Tahkikat şimdiki safhası itibariyle gizlidir. Kanun, Ceza Usul Kanunu, bu hükmü getirirken, tahkikatın selametini, hiç bir etki altında kalmadan yürütülmesini ve bilhassa tahkikat organlarının etki altında kalmamasını istihdaf etmiştir. Ama Emniyet Genel Müdürü, hem basına açıklama yapmak, beyanat vermek yetkisini kendinde buluyor, hem de gizli bir tahkikat dosyası ile ilgili propaganda niteliğinde beyanat veriyor. Bununla tahkikatın selametini sağlamış mı oluyor? Tahkikata yardım etmiş mi oluyor? Katiyen! Öyleyse onu bu davranışa iten saik nedir?
Çok enteresan bir olay karşısındayız.
Eğer samklar partimizin üyesi veya sempatizanı iseler, yukarda belirttiğim tamimlerimizi bilmeleri lâzımdır. Açıklamalarımızı, ikazlarımızı, genel politikamızı bilmeleri lâzımdır. Hem bunları bileceksin, hem suç işleyeceksin, hem de MHP'li olduğunu söyleyeceksin, söylemek, lüzumunu duyacaksın. Emniyet Genel Müdürü de bunu tekrar tekrar reklam edecek?
Henüz tahkikat neticelenmediği için fazla bir şey söylemeyeceğim.
Ama, her yönüyle "orijinal bir olayla karşı karşıyayız. Ortada bir "gayrı tabii durum" var, bir ters mantık var, bir tertip var.
AKYOL- Efendim bu açıklamalarınıza teşekkür ederim. Şimdi, erken seçim konusunda sormak istiyorum.
TÜRKEŞ
Biz, sık sık açıkladığımız gibi erken seçime taraftarız. Türkiye'nin şartlarının erken seçime ihtiyaç gösterdiği ortadadır. Seçim, Türkiye'ye yeni bir hava getirebilir.
AKYOL- Seçimlerden MHP olarak nasıl bir sonuç alacaksınız?
TÜRKEŞ- Bir rakam vermek için vakit erkendir. Fakat her hal-ü kârda büyük bir başarıyla çıkacağız. Seçimler hiç bir partiyi tek başına iktidar yapmayacaktır. Yine koalisyonlarla idare edileceğiz. Seçimlerden sonra MHP desteğini almamış hiç bir koalisyonun meclis aritmetiğine göre kurulamayacağı kanaatindeyiz. Böyleyiz. Böyle bir milletvekili sayısı ile meclise geleceğimizden eminim. İnşallah böyle olacak...
Teşkilatımız için seçimlere hazır olmak direktifi verilmiştir. Partimiz bütün gücüyle seçimlere seferber olmaktadır. Şimdi il ve ilçe kongrelerimiz büyük ölçüde tamamlanmıştır. Baharda büyük kongremizi yapacağız. Kongremizde bazı tüzük ve program değişiklikleri yapılacaktır. Bu konularda teşkilatımızdan görüş istenmiştir. İlgili arkadaşlarımız bu konuda çalışıyorlar.
Kongremizde partimiz daha heyecanlı ve güçlenmiş olacaktır. Hedefimiz bu seçimlerde asgari bir milyon oy almak ve müteakip seçimde iktidar olmaktır.
Milletimiz için hayırlı olacağından emin olduğum bu netice, inşallah, Allah'ın inayeti ve milletimizin teveccühü ile gerçekleşecektir.
AKYOL- Elendim, çok teşekkür ederim.

_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://tiyansan.hareketforum.com
 
17. BÖLÜM
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
TİYANŞAN :: ÜLKÜCÜ HAREKET :: ÜLKÜCÜ HAREKET :: ÜLKÜCÜLÜK-
Buraya geçin: