TİYANŞAN

Ükücülüğü ve Ülküdaşlığı Tatmak İçin...
 
Anasayfa::.ANASAYFA.::SSSAramaKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yapBAŞBUĞ

Paylaş | 
 

 7. BÖLÜM

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Gökberk TİYANŞAN
REİS
REİS
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 606
Yaş : 33
NERDEN : İstanbul
KİŞİSEL MESAJ : Konu Ekleyen Ülküdaşlarımıza Teşekkür Etmeyi Unutmayın..!
Kayıt tarihi : 31/07/08

MesajKonu: 7. BÖLÜM   Perş. Mart 05, 2009 3:14 pm

TÜRKÇÜLÜK VE TÜRK BİRLİĞİ
A-TÜRKÇÜLÜK
Üzerinde iftiralarla, yalan, ve yanlışlarla dolu münakaşalar yaparak, fikir yürütmek bilhassa 1944 ve daha sonraki yıllardan kötü bir adet haline getirilmiş olan Türkçülük ve Türk birliği .ülküsü hakkında, bir inceleme yapmanın zamanı çoktan gelmiştir.
Türkçülüğün ve Türk birliği ülküsünün bir cürüm olarak kabul edilmesinden ve bu yolda büyük propagandalara girişilmesinden sonra, Türkiye'de Türk olmak ve Türkçülükten bahsetmek bile korkulacak hal olmuştu. Tanrıya şükürler olsun ki, 14 Mayıs 1950 de Türk milletinin vermiş olduğu şanlı bir kararla, meş'um tek parti zihniyeti yıkılmış ve Türkçülüğün ufku yeniden aydınlanmıştır.
Türkçülük ne demektir diye bir soru sorduğumuz zaman, hatırımıza gelmesi gerekli olan şeyler bugün herkese göre değişmektedir. Çok muhtemeldir ki böyle bir soru karşısında bazı kimseler koyu bir gafletin ve adi bir menfaat taassubunun tahrikleri ile yaratılan propagandaların tesiri altında faşizmi düşünecek, diğer bazı kimseler de bunun İfade ettiği manâdan büsbütün habersiz görüneceklerdir. Hele gençlerin çoğunun, buna ait esaslı hiç birşey bilmediği hakikati önemle ele alınacak bir olaydtr. Bununla ilgili acı bir misali burada kaydetmeden geçemeyeceğim. 1948 yılında Amerika'da iken genç bir arkadaşım bir gün okul kütüphanesinde "ENCİCLOPEDY BRİTANNİCA" yi karıştırırken "Türk" kelimesinin karşısındaki izahı da okumuş ve orada "Türkçülük denilen şovenizm ile Türklerin, yurtlarında eskiden beri yaşamakta olan Türk olmayan unsurları gücendirerek kendilerine düşman ettiğini, bu yüzden, bu yabancı unsurlarda da milî duygularından uyanarak geliştiğinin" yazılı bulunduğunu görmüş, bu hususa ait hiç bir bilgisi olmayan bu genç Türk çocuğu yukarıda bahsi geçen ifadelere inanmaktan da kendini alamamıştı. "Nasıl olur" diyordu. "İlim yetkisi, dünyaca tanınmış bir ansiklopedinin yazdığı şeyler yanlış olur mu?" Bu sebepten benimle bir hayli münakaşalara da girişti. Fakat neticede, Türkçülüğün, Hıristiyan ve Müslüman bütün yabancı unsurların Türklere karşı gösterdikleri sistemli ve nankörce bir düşmanlıktan ve hıyanetten dolayı, Türklerin kendi varlıklarını korumak kayğusundan doğduğunu anlayarak kanaatini değiştirmiştir.
İşte yukarıdaki sebeplerden Ötürü Türkçlüğün ne gibi bir manâ ifade ettiğini ve doğuş sebeplerini kısaca izaha çalışmak faydalı olacaktır sanıyorum.
Osmanlı tarihine şöyle üstünkörü bir göz atıldığı takdirde dahi görülürki, hiç bir zaman devletin siyasetinde ve Türk sosyal hayatında şovenizme varan bir milliyetçilik hakim olmamıştır. Değil yalnız küçük memuriyetlere Sadrazamlık gibi en yüksek makamlara bile her soydan insanlar getirilmiştir. Tanzimat'a kadar yurt içerisinde diğer dinlere ve milliyetlere karşı, o devirlerde hiç bir memlekette bulunmayan ve aşırı sayılabilecek olan bir müsamaha ile malul koyu bir İslamcılık hakim olmuştur. Müslümanlığı benimsemekte o kadar ileri gidilmiştir ki, bu yüzden, Suriye ve Irak'a hatta Filistin ve Mısır'da sayısı milyonları aşan Türk halkı araplaşarak, yavaş yavaş eriyip kayboldu. Türkçe her tarafta İhmal edilerek arapça ve tarsça kelimeler kullanmak mukaddes bir moda ve zevk haline geldi. Tanzimat'tan sonra ise, İslamcıhğın yanında ortaya resmen bir Osmancdlık fikri çıktı. Bu fikir, çeşitli din
ve milliyet taşıyan unsurların halitasından ortaya bir Osmanlı milleti çıkarmak hayal idi.
işte bu hakikatler karşısında, Türk milletinin şovenliğinden bahsetmek, ilmin gerektirdiği tarafsızlığa sırt çevirerek, adi bir garazkârlığın esiri olmaktan başka bir şey sayılamaz.
Türkler ancak, gösterdikleri sonsuz müsamahalardan ve lütuflardan sonra gördükleri sistemli düşmanlık ve hıyanetlere karşı bir reaksiyon göstermek zorunda kalmışlardır. Türkçülük ve Türk milliyetçiliği, Yunan, Bulgar, Sırp, Ermeni, Arnavut, Arap ve diğer unsurların milliyetçilik ve ayrılık duygularının tesiri altında, bir nefis koruması gayesi ile meydana gelmiş ve hiç bir zaman haksız ve tecavüzkâr olmamıştır.
Türkçülük, Türk milletinin, ilim, sanat, ziraat, iktisat, kültür ve diğer her alanda, milli gelenek ve milli bünyeye uygun bir şekilde kalkındırılması içte ve dışta her çeşit saldırganlıklara karşı korunarak hür ve müstakil olarak yaşatılmasını hedef tutan bir ülküdür. Böyle bir ülkü, her milletin kendisi için mukaddes bir hak olduğu gibi Türk milleti için ve onu teşkil eden her fert için de en mukaddes ve en tabii bir hakkıdır.
Türkçülüğü, her ne sebeple olursa olsun, şu veya bu şekilde iftira ve ithamlar altında bırakmaya kalkışmak ise, bunu yapanların en hafif bir tabirle iyi niyetinden ve Türk milletine olan sevgisinden şüphe etmeyi gerektirir. Türkçülük hakkındaki düşüncelerimizi burada özet olarak belirttikten sonra şimdi bir kaç satırla "Türk birliği" ülküsünden de bahsetmek gerektir.
B-TÜRK BİRLİĞİ
Türk birliği ülküsü, yer yüzündeki bütün Türklerin bir millet ve bir devlet halinde, bir bayrak altında toplanması ülküsüdür. Bunun tahakkuku, bazı kimselere ilk bakışta imkânsız gibi görülebilir. Bir çok kimseler bunu zararlı bir hayal (otopi) olarak da vasıfiandırabilir. Fakat unutmamak lazımdır ki, her hakikat Önce bir hayal ile başlar. Yine hatırlamak gerektir ki, 1919 yılında hür ve müstakil bir Türkiye kurmak için Anadoluda dünyanın galiplerine karşı savaşa girişmek de çılgınlık ve hayal diye vasıflandırılmıştı. Fakat inanmış ve kendilerini bir ülküye vermiş olanlar, yurdu kurtarmaya ve müstakil bir Türkiye meydana getirmeye muvaffak oldular.
Türk birliği de sistemli çalışmak, fırsat kollamak ve her şeyden önce Türkiye'yi korumak ve yükseltmeye çalışmak suretiyle bir gün elbet hakikat olacaktır.
Zaman zaman, hasis ve sinsi emellerin esiri bulunan bazı kimseler, bunu Türkiye'yi hemen Rusya'ya ve Türklerin yaşamakta oldukları diğer memleketlere taarruza ve harbe sürükleyecek bir macera fikri olarak göstermeye yeltendiler. Türk birliği fikrini güdenleri, Türkiye'yi kudreti dışında işlere sokarak felâkete yuvarlamak ve "Memleketi yıkmak için bire bir çareyi" bulmuş olmakla itham ederek haklarında her çeşit iftira, hakaret ve işkenceyi reva gördüler. Halbuki Türk birliği ülküsünü taşıyan, iman sahibi insanlar, Türk milletinin sahip olduğu kudret ve imkânları, gayet iyi hesaplayabilen kimselerdi Sahip oldukları milli şuur, fikir ve ilim kabiliyetleri, Türk milletini her türlü maceralardan korumak gerektiğini bilmelerine imkân sağlayacak durumda idi. Bunların hiç birisi memlekin harbe sürüklenmesini ve bugünkü sınırlar dışında mevsimsiz olarak gayretler sar-fedilmesini istemek şöyle dursun hatırından bile geçirmiyordu.

_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://tiyansan.hareketforum.com
 
7. BÖLÜM
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
TİYANŞAN :: ÜLKÜCÜ HAREKET :: ÜLKÜCÜ HAREKET :: ÜLKÜCÜLÜK-
Buraya geçin: